İklim değişikliğiyle eriyen buzullar yüksek dağlarda kaya çığı, heyelan ve ani sel risklerini artırıyor. Uzmanlar Ağrı Dağı, Hakkari ve Doğu Anadolu’daki bazı yüksek alanların düzenli izlenmesi gerektiğini belirtiyor.
Ağrı’dan Hakkari’ye yüksek dağlarda yeni risk: Buzul erimesi zincirleme afetleri tetikleyebilir
İklim değişikliğiyle hızlanan buzul erimesi, yüksek dağlık bölgelerde kaya çığı, heyelan, geçici set gölü ve ani sel gibi birbirini tetikleyen afetlerin riskini artırıyor. Uzmanlar, Türkiye’de özellikle Ağrı Dağı, Hakkari’nin buzul alanları ile Erzurum-Artvin hattındaki bazı bölgelerin yakından izlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

İklim değişikliğinin buzullar ve yüksek dağlık alanlar üzerindeki etkisi, Nepal-Tibet sınırında yaşanan son büyük afetin ardından Türkiye’deki riskli bölgeleri de yeniden gündeme getirdi. Bilim insanları, Türkiye’de Himalayalar ölçeğinde bir tehlike bulunmamakla birlikte, buzul erimesi, kaya çığı, heyelan ve ani sellerin birbirini tetikleyebileceği yüksek dağlık alanların bulunduğuna dikkat çekiyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tolga Görüm, yüksek dağlarda buzulların erimesinin yalnızca buz kaybı anlamına gelmediğini, kaya kütlelerinin dengesini de etkileyebildiğini belirtiyor. Buzulun oluşturduğu yük azaldıkça kayalardaki çatlakların gelişebildiği, değişen donma-çözülme döngülerinin de yamaçların kararlılığını bozabildiği ifade ediliyor.
Kaya çığı sele dönüşebiliyor
Yüksek dağlarda meydana gelen büyük kaya ve buz kopmaları, vadi tabanındaki akarsuyu kısa süreliğine kapatarak doğal bir set oluşturabiliyor. Arkada biriken suyun bu seti yıkması halinde önce yoğun moloz akması, ardından yüksek enerjili ani sel meydana gelebiliyor.
Bu nedenle her olayın klasik anlamda “buzul gölü taşkını” olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. Kaya çığı, buz, kar, gevşek sediment ve suyun aynı olay zincirinde birleştiği karma afetler çok daha yüksek yıkıcılığa ulaşabiliyor.
Uzman değerlendirmelerinde Türkiye’de Erzurum ile Artvin arasındaki dağlık kesimler ve Tortum çevresi, Kars’ın Kağızman ilçesindeki bazı heyelan set gölleri ile Hakkari’de buzul göllerinin bulunduğu yüksek alanlar izlenmesi gereken bölgeler arasında gösteriliyor.
Ağrı Dağı’nda 1840’ta büyük felaket yaşandı
Türkiye’de benzer süreçlere ilişkin en dikkat çekici tarihsel örneklerden biri Ağrı Dağı’nın kuzeydoğusundaki Ahura Vadisi’nde 2 Temmuz 1840’ta yaşandı.
Tarihsel kayıtlar büyük bir depremle birlikte Ağrı Dağı’ndan kopan kaya, buz ve kar kütlelerinin Ahura Vadisi boyunca ilerleyerek yerleşimleri yok ettiğini gösteriyor. Can kaybının kesin sayısı farklı tarihsel kaynaklarda değişmekle birlikte, olayda binden fazla kişinin yaşamını yitirdiği kabul ediliyor. Bazı değerlendirmelerde can kaybı yaklaşık 1300 olarak veriliyor.
2019’da yayımlanan kapsamlı jeomorfoloji araştırması, felaketin ardından hızlı buzul ve kar erimesiyle oluşan yoğun çamur-buz-kaya akışının vadiden aşağı ilerlediğini ortaya koydu. Araştırmacılar bu akışı volkanik alanlarda görülen “lahar” benzeri bir süreç olarak değerlendirdi. Ancak 1840 olayında volkanik faaliyetin tam rolü konusunda bilimsel tartışmalar devam ediyor.
Ağrı Dağı’ndaki buz örtüsü küçülüyor
Uydu verilerine dayanan araştırmalar Ağrı Dağı’ndaki buzulların son yıllarda önemli ölçüde gerilediğini gösteriyor. 1976-2011 dönemini inceleyen çalışmada zirvedeki buz örtüsünün yüzey alanının yaklaşık yüzde 29 küçüldüğü ve yıllık ortalama kaybın yaklaşık 0,07 kilometrekare olduğu hesaplandı.
Daha yeni araştırmalar da Ağrı Dağı’ndaki çıplak buz alanlarının uzun vadeli küçülmesinin sürdüğünü ortaya koyuyor. Hakkari’deki Cilo Dağları’nda da buzulların önemli ölçüde gerilediği, buzulların önünde yeni göllerin ve buzul sonrası yer şekillerinin oluştuğu bilimsel çalışmalarda belgelenmiş durumda.
Bu değişimlerin her durumda büyük bir sel meydana getireceği anlamına gelmediği, riskin arazi eğimi, kaya yapısı, göl oluşumu, sıcaklık, yağış ve sismik hareketler gibi birçok faktörün bir araya gelmesine bağlı olduğu vurgulanıyor.
1889 Erzurum felaketi buzul seli değildi
Ham metinde 1890 yılına tarihlenen Erzurum’daki Devre Dağı olayı da farklı bir afet türü. Tarihsel kayıtlara göre felaket 2 Ağustos 1889’da meydana geldi. Devre Dağı’ndan gelen büyük heyelan ve çamur akışı Aşağı Hinzorik köyünü etkiledi ve 145 kişi hayatını kaybetti.
Ancak bu olayın buzul kopmasına bağlı bir sel olduğu veya Erzincan depremi tarafından tetiklendiği yönünde doğrulanmış bir bilimsel bilgi bulunmuyor. Bu nedenle olay, Türkiye’deki kütle hareketlerinin tarihsel örneği olarak değerlendirilebilir ancak doğrudan buzul taşkını kategorisine alınmamalı.
Bilim insanları, yüksek dağlarda uydu takibi, arazi ölçümleri ve sismik sensörlerin birlikte kullanıldığı erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesinin önemine dikkat çekiyor. İklim değişikliğinin yüksek rakımlardaki buz ve kaya dengesini değiştirmesi nedeniyle, Türkiye’nin buzullu dağ alanlarının düzenli izlenmesi gelecekteki zincirleme afet risklerinin daha erken belirlenmesine yardımcı olabilir.
