Büyük Birlik Partisi Malatya İl Başkanı Yüksel DUMAN
Malatya’mızda hakkındaki uzaklaştırma kararına rağmen bir kadın hemşerimizin katledilmesiyle sonuçlanan elim olay, hepimizi derin bir acıya ve öfkeye boğmuştur. Hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum. Bu vahşeti lanetliyorum.
Ancak acı olayların ardından yalnızca taziye mesajı yayımlamakla görevimizi yapmış olamayız. Kadın cinayetlerini önlemek ve insanımızın can güvenliğini teminat altına almak istiyorsak; dayatılan yasaları, uygulamaları ve bunların toplumsal dokumuzla olan uyumsuzluğunu cesaretle sorgulamak zorundayız.
1. AB UYUM YASALARI VE İTHAL MEVZUAT ANADOLU’NUN GERÇEKLERİYLE BAĞDAŞMIYOR
Yıllardır "Avrupa Birliği’ne uyum" adı altında yürürlüğe konulan düzenlemeler, adı üstündes Batı’nın sosyal yapısına "uyum" sağlamak üzere kurgulanmıştır. Ancak Avrupa’nın bireyci, aile bağları zayıflamış ve farklı sosyolojik dinamiklere sahip yaşam kültürü ile Anadolu’nun saf, temiz, kenetlenmiş aile yapısı aynı değildir.
Anadolu’nun bağrından çıkan analarımızın, kadınlarımızın ve ailelerimizin yaşam şeklini Batı’nın normlarına endekslemek toplumsal bünyemizde ağır tahribatlar yaratmıştır. Bizim kültürümüz ve medeniyet birikimimiz, kadını metalaştıran değil baş tacı eden; erkeğe ise koruma ve adalet sorumluluğu yükleyen köklü bir irfana sahiptir. İthal yasalar ve Batı merkezli sözleşmeler, sorunlarımızı çözmek bir yana, aile yapımızı ve toplumsal barışımızı zedelemiştir.
2. İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ÇEKİLSE DE 6284 YÜRÜRLÜKTEDİR: SORUN KÂĞIT ÜSTÜNDEKİ METİNLERDEDİR!
2011 yılında imzalanan İstanbul Sözleşmesi’nden 2021 yılında haklı gerekçelerle çekilinmiştir. Ancak bu sözleşmenin iç hukuktaki yansıması olan 6284 sayılı Kanun halen yürürlüktedir.
Rakamlar net bir gerçeği ortaya koymaktadır: Sözleşmenin yürürlükte olduğu dönemde de, sonrasında da kadın cinayetleri durmamıştır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2009–2025 yılları arasında 5.022 kadın cinayeti kaydedilmiştir.
Bu tablo açıkça gösteriyor ki; kâğıt üzerinde kanun çıkarmak, Batı’dan terimler ithal etmek tek başına insan hayatını korumaya yetmiyor.
3. SADECE EVDEN UZAKLAŞTIRMAK RİSKİ YÖNETMEK DEĞİLDİR!
Bir kişiye kâğıt üzerinde uzaklaştırma kararı verip faili sokağa denetimsiz bırakmak, riski ortadan kaldırmaz; aksine kontrolsüz hâle getirir!
Etkin Denetim Şarttır: Şiddet meyilli kişilere anlık konumsal denetim (elektronik kelepçe) uygulanmalıdır.
Tedavi ve Rehabilitasyon: Şiddet riski taşıyan şahıslar sadece evden uzaklaştırılmamalı; psikolojik değerlendirmeye tabi tutulmalı, zorunlu tedavi ve rehabilitasyon süreçleri işletilmelidir.
Cinayetlerin Kök Sebepleri Araştırılmalıdır: Olayların ardındaki psikolojik, sosyal ve hukuki dinamikler derinlemesine analiz edilmeli; sadece sonuçlarla değil, şiddeti doğuran sebeplerle de mücadele edilmelidir.
"Uzaklaştırma kararı verdik, bürokratik görevimizi yaptık" anlayışı can kaybettirmektedir ve asla kabul edilemez!
4. ÇAĞRIMIZDIR: AİLE BÜTÜNLÜĞÜ VE KADININ YAŞAM HAKKI BİRBİRİNİN TEMELİDİR
Bizler aile kurumunun korunmasını da, kadınlarımızın yaşam hakkının güvence altına alınmasını da aynı derecede hayati görüyoruz. Çünkü aileyi korumak, her şeyden önce aile bireylerinin can güvenliğini ve insan onurunu korumaktır.
Türkiye Büyük Millet Meclisimize, Adalet Bakanlığımıza ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımıza açıkça çağrıda bulunuyoruz:
Örf ve Adetlerimize Uygun Milli Bir Hukuk Çerçevesi: Yabancı dayatmalar yerine, kendi toplumsal gerçeklerimizi, değerlerimizi ve aile yapımızı merkeze alan milli ve yerli düzenlemeler tahkim edilmelidir.
Uygulamadaki Boşluklar Giderilmelidir: 6284 sayılı Kanun’un aksayan, erkeği rehabilitasyona yönlendirmeyen ve kadını sahada fiilen koruyamayan maddeleri milli değerlerimiz ışığında yeniden düzenlenmelidir.
Erken Uyarı ve Risk Yönetimi: Şiddet tehdidi altındaki kadın ve çocuklarımız kâğıt üzerindeki tebligatlarla değil, sahada aktif kolluk korumasıyla teminat altına alınmalıdır.
Artık içi boş vaatler değil, insan hayatını ve aile bütünlüğünü koruyan somut sonuçlar istiyoruz!

